Jeopolitik Oyunlar (I)
Profesyonel paralı askerler hariç uluslararası aşırı İslamcı gruplar ve tutucu Suriyeli aşiretler de Suriye’de Esad rejimine karşı savaşmaktadır. Katliamlar gerçekleştirilip batılı medya sayesinde veya AKP gibi emperyalizmin uşakları tarafından Esad’a mal edilmektedir.
Orta Doğu-Avrasya-Orta Asya:Emperyalizm paylaşım savaşına mı hazırlanıyor?-I
11 Eylül 2001 saldırıları, onunla bağlantılı Afganistan ve Irak işgali ve 2008 ekonomik kriziyle beraber emperyalistler daha şiddetli olası bir yeni ekonomik kriz için yeni pazar ve kaynak arayışına başlamıştır. Bugün, 2015’in ilk günlerinde dünyaya baktığımızda; Kuzey Afrika, Batı Avrupa ve yüz yıllardır hiç savaş mermilerinin susmadığı Orta Doğu yeniden alevlenmektedir. Görünüşte birbirinden bağımsız olan bu savaş alanları aslında emperyalizmin siyaseti doğrultusunda, aralarında binlerce kilometre mesafe olmasına karşın siyasi anlamda bir girift içinde olduğunu görmekteyiz. Eski Alman Savunma Bakanı Peter Struck bu bağlantıyı 2004 Mart ayında açıkça dile getirmiştir: “Bizim özgürlüğümüz Hindukuş Dağlarında savunuluyor.” Kendisi ve daha doğrusu Alman hükümeti bu açıklamayla beraber ABD emperyalizminin Afganistan’da ve Irak’ta başlattığı işgal ve katliamı desteklediğinin bir göstergesidir. Emperyalizmin “özgürlük” olarak tanımladığı durum ise her zaman kendi sermayelerinin büyümesi için katliam özgürlüğü olmuştur. 2001’de Afganistan işgaliyle başlayan yeni işgal ve sömürü politikası bugün 2015’de Suriye’ye ve özellikle Kobanê’ye kadar gelmiştir ve sürmektedir de. Suriye bu sömürgeci ve katliam dolusu projenin son durağı olmayacağı açıktır.
Gaz için savaş - Suriye niye ve nasıl batının hedefi haline geldi?
Sırayla açıklayalım – bölgesel nedenlerden küresel nedenlere doğru somut duruma bakalım. Orta Doğu’daki tüm ilişkileri göz önünde bulundurursak ve ABD ile Sünni monarşilerin (Suudi Arabistan ve Katar) Şii olan Iran hükümetine karşı başlatmış olduğu saldırgan (siyasi) girişimleri durumunda Suriye burada İran’ın sadece bir müttefiki olarak durmamaktadır. Aynı zamanda Suriye sayesinde İran’ın bölgesel etkisi çoğalmaktadır. Diğer taraftan da İran’ın petrol hatları Suriye içinden geçmektedir. Yani durum şu ki; Anglosaksonlar yani İngiltere ve ABD’nin, Suriye sorununu çözmeden İran’a yönelmeleri son derece imkânsız görünmektedir.
Suriye’deki rejim Arap bölgesindeki, siyasi ve ekonomik olarak tek güçlü bir ülke (idi) ve bu durum batılı ülkelerin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP)’ni gerçekleştirmelerine engel olmaktadır. Suriye hem laik bir ülke olmakla birlikte ekonomik olarak da bölgesel bir güç (idi?). Bu durum ise Suudi Arabistan ve Katar’ı rahatsız etmektedir.
Güney Akdeniz bölgelerinde büyük doğalgaz kaynakları senelerdir tespit edilmiş durumdadır -hem su altında hem de Suriye topraklarında. Bu doğalgaz kaynaklarının büyüklüğü hakkında fazla bilgi yok ama orada oldukları kesin gözüyle bakılmaktadır. Katar sıvılaştırılmış doğalgazı tanker filolarıyla deniz yolundan Akdeniz’e ihraç etmektedir. Suriye’deki Esad rejiminin çökmesi durumunda Suriye toprakları üzerinden bu sıvı doğalgazı daha ucuz ve hızlı bicimde ihraç etme imkânı doğacaktır. Bu hem Katar’ın ihraç hacmini iki katına çıkaracak ve hem de İran’ın ihraç hacmini engelleyecektir. Katar’ın doğalgaz sektöründe güçlü olması demek Rusya’nın durumunu tehlikeye sokmaktadır. ABD aynı zamanda Cezayir’deki doğalgaz kaynaklarını kendi kontrolü altına almayı başarırsa bu Rusya’nın doğalgaz ihracının ablukaya alınması anlamına gelmektedir.
Özetlersek: Katar’ın ekonomik çıkarlarıyla ABD’nin ekonomik çıkarları bu durumda aynıdır. ABD sonuç olarak Rusya’yı elinden geldiği kadar zayıflatmak istiyor. Yani aslında ABD Rusya’nın Suriye’de bulunan GAZPROM kaynaklarına saldırmaktadır.
Anglosaksonlar ‘kontrollü kaos’ konusunda uzmanlar
Anglosaksonlar su prensiple çalışmaktadır: Bir hamleyle ikiden fazla rakibi yok etmek. Orta Doğu’da ‘kontrollü kaos’ ilk etapta Çin’i ihtiyacı olan doğalgaz ve petrolden ve aynı zamanda Avrasya pazarından uzak tutmak amacındadır. Orta Doğu’daki doğal gaz ve petrol kaynaklarını kontrol etmek ABD’nin batı Avrupa’yı kontrol etmesi anlamına gelir. Bu durumda Rusya’nın daha hızlı bir şekilde siyasi ve ekonomik olarak güç kaybetmesini sağlayacaktır.
Tam da bu mantık kuzey Atlantik sermayesini Arap dostları sayesinde doğuya doğru harekete geçiriyor: Tunus, Mısır, Libya vs.. Ve şu an Suriye’deler. Ama tam da burada batılı güçler kendileri kadar ekonomik ve siyasi anlamda güçlü olan ve başka bir medeniyeti temsil eden bir güçle karşı karşıya geldi; bu da batı pazarına doğru hareket eden Çin’dir. Çin’in batıya doğru pazara açılması batının doğuya doğru başlatmış olduğu haçlı seferlerinin aynısıdır. Pakistan uzun süredir Çin’in etki alanındadır. Çin aynı zamanda ABD’nin bir zamanlar olduğu gibi, Afganistan’da Taliban güçleriyle ilişkileri mevcut. İran’da Çin’in, çok özel olmakla birlikte, müttefiklerinden birisi. Irak’ın güneyinden bölgeler fiili olarak Iran’ın müttefikleri olan Şiiler tarafından kontrol altına alınmıştır. Çin jeopolitik ve jeo-ekonomik anlamda sadece Hint okyanusuna doğru değil aynı zamanda Atlantik okyanusuna doğru (Suriye’nin Akdeniz bölgesi) ilerlemiş durumdadır. Somut olarak sunu söyleyebiliriz: Batılı haçlı seferi Çin seddine çarptı. Anglosakson sermayesi ikinci dünya savasından sonra ilk defa küresel güce sahip olan bir rakiple karşı karşıya durmaktadır.
Batının hedefi: Çin’in, doğal kaynaklarla olan bağlantısını koparmak teknolojik olarak boğmak ve ekonomisini çökertmektir
Çin’in elinde bulundurduğu altın rezervleri batıya karşı yönlendirilmiş çok büyük bir ekonomik silah ve tehdit oluşturmaktadır! Pekin sunu çok iyi anlamış durumdadır: Suriye’de batılı güçlerin asil hedeflerine ulaşmak için sadece bir durak. Çin’in doğal kaynaklarla olan bağlantısını koparmak; teknolojik olarak boğmak ve ekonomisini çökertmek istiyor. Bundan kaynaklı Çin Birleşmiş Milletler toplantılarında Suriye konusunda bu kadar sert bir tavır sergilemektedir.
Batının Suriye’deki saldırgan tutumu ve pratiği batı emperyalizmin Çin’e açtığı savaşın ikinci bölümü olarak nitelendirebilir. 2012 ortalarında batı, Çin’e karşı sermaye savaşı açmıştı. Çin hızlı davranarak dolar rezervlerini ve ABD devlet bonolarını satmaya başladı. Çin doların yerine kendi para birimi yen’i piyasaya ağır bir şekilde yaymıştı (1). Aynı zamanda Amerika’da bulundurduğu altın rezervlerinin çoğunu geri çekmiştir ve paralel olarak 2013’de 420 bin ton altın yeraltından çıkarmıştır (2). Bu ABD için çok büyük bir ekonomik tehdit olmaya başladı. Piyasalarda dolar düştü ve Obama anında Çin’le masaya oturmaya mecbur kalmıştır ve Suriye’ye saldırı kısmi engellenmiştir.
Moskova nasıl bir tutum sergiliyor? Niye Libya konusundaki gibi pasif bir tutum sergilememektedir?
İlk olarak, Rusya’nın Cumhurbaşkanı değişti. Putin Cumhurbaşkanı oldu. İkinci olarak Kaddafi’nin ardından Libya’da yaşanan olaylar Rus liderlerinin dikkatli olmalarını sağladı. Üçüncü neden ise Suriye’de bir Rus deniz üssü bulunmaktadır. Dördüncüsü Rus silahlanma endüstrisi Suriye ilişkileri çok iyidir ve Rus liderleri için ekonomik çıkarlar kutsal bir şeydir. Beşincisi Suriye Rus sınırına çok yakındır yani post Sovyet sınırındadır. Tüm bu nedenlerden kaynaklı Rusya bütün diplomatik ve askeri (atom) güçleriyle Çin’in görüşlerini savunmaktadır. Şu da bir gerçektir; ne Çin ne de Rusya tek başına uzun süre ayakta duramazlar. İkisi birbirine muhtaç durumdadır.
Suriye konusunda Anglosaksonlar Çin ve Rusya’nın Birleşmiş Milletlerdeki (BM) vetosuna karşı çıkabilirlerdi ki zaten BM’yi ve uluslararası hukuku gittikçe daha fazla görmemezlikten, kaldırmaya niyetleniyorlar. Ki bu daha sadece bir niyet. Ama koşulların mantığı her zaman niyetin mantığından daha güçlüdür. Çin ve Rusya tam da bu zorunlu koşulları temsil etmektedir.
ABD gücünü zorlamaktadır-Pekin ve Moskova’nın sert duruşuna karşın batı niye geri adım atmıyor?
İlk olarak şunu bilmek lazım; Anglosaksonların tarihsel geleneğine bakarsak hiçbir zaman yakaladığı avı bırakmamıştır, çenesiyle kuduz bir köpek gibi tutmuştur. Sonuna kadar da baskı yaratacaktır. Ya hedefine ulaşacak ya da çenesi parçalanacak. İkincisi ise Anglosaksonlar son 20-30 yıldır Sovyet elitine karşı yasadıkları zaferden sonra (ki Sovyet sermayesi teslim olmuştur) kibirli olmaya başlamıştır. Bundan dolayı Rusya’nın büyük baskı altında çökmesine alışmış durumdadır. Nedeni ise çok basit; Rus burjuvazisinin, sermayesinin büyük çoğunluğu yurtdışındaki banka hesaplarında depolanmış olmasından kaynaklı. Üçüncü neden ise ve bu asıl nedendir, batı emperyalizmi GOP projesi için çok büyük yatırımlar yaptı. Kuzey Atlantik sermayesinin kaderi bu yatırımlara bağlı. Bu yatırımlar askeri, siyasi vs.. oluşmaktadır. Batının ileriye doğru daha bir inatla ilerlemesinden başka bir seçeneği kalmadı. Somut durum ise şudur: Bu, deneyimli uluslararası “Jeotasarımcıların“ ve “Jeomühendislerin“ yarattığı ve yönlendirdiği, (batı) emperyalizmi olarak nitelendirdiğimiz mekanizmanın aşırı mali ve bilgi gücüne karşın, ABD bugün bu büyük gücünü zorlama noktasına gelmiştir ve bunun sancılarını yaşamaktadır. Heraklietos’un dediği gibi “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir“. Amerika’nın Sovyetlerin yıkılmasından sonra tek süper güç olması döneminin sonuna doğru geliyoruz – ki fiilen gelmiş durumdayız. ABD ise bu gelecek olan sonunu ertelemek için bir molaya ihtiyacı var. Obama’nın 5 Ocak 2012’de açıkladığı yeni askeri doktrini tam da buna işaret etmektedir (3). Yeni askeri doktrinde Obama şunu açıklamıştır: ABD eskisi gibi aynı zamanda iki savaşı sürdürmeyecektir. Sadece aktif bir güç olarak savaşa girip aynı zamanda dolaylı bir şekilde dünyanın başka bölgelerinde savaş yürütecektir. Bugün 2015’deyiz ve Suriye’deki IŞİD’in Kobanê’ye saldırısını, Ukrayna’daki soğuk savaş dönemlerini andıran “AB-Rusya“ çatışmasını görmekteyiz. Bu gerçekliği de göz ardı etmemek gerekir: ABD askeri yurtdışı gücünün % 60’ını Pasifik Okyanusu’nda konumlandırmıştır ve Çin’le olası bir çatışmaya hazırlanmaktadır.* Bu askeri konumlandırmanın başka önemli nedenlerinden bir tanesi de Çin’in 2014’de “Yeni İpekyolu” olarak tanımladığı Doğu Asya’dan Orta Asya, Avrasya’dan Avrupa’ya aynı zamanda Orta Doğu’dan Hürmüz kanalından Kuzey Afrika’ya ve oradan Avrupa’ya kadar uzanan ekonomik anlaşmalar söz konusudur. Bur anlaşmalar sayesinde Çin’in doğal kaynaklara doğrudan bağlantısı olup üç kıtayı birleştiren kendi kontrolü altında olan bir ticaret yolunu kurmayı hedeflemektedir.** Bu askeri konumlandırmayı aynı şekilde Rusya’ya karşı da yapmaktadır. NATO’nun Kürecik üssü açılmıştır, Suriye sınırında Patriot Roketatarları konumlandırılmıştır aynı zamanda eski Sovyet bloğuna bağlı olan Doğu Avrupa ülkelerinde üsleri bulunmaktadır. Amerika’nın güncel durumu eski Roma imparatorluğu dönemindeki İmparator Trajan (milattan sonra 2.yüzyıl) durumunu anımsatmaktadır. Roma imparatorluğu o dönemlerde stratejik saldırıdan stratejik savunmaya geçmiştir; Roma imparatorluğu bu hamleyle birlikte Limes sınırını kurmaya başlaması ve ele geçirdiği belirli bölgelerden vazgeçmiştir – ilk etapta Orta Doğu’dan!
Geri çekilme döneminde bölgenin düşmanın eline geçmemesi için kontrollü kaos
20-21 Mayıs 2012’de gerçekleştirilen NATO zirvesi bizlere şunu göstermiştir: Ne ABD ne de NATO Orta Doğu’dan ve Afganistan’dan gerçekten geri çekilecektir. Boşuna o bölgeye girmediler. Ama şu an sözde “geri çekilmek“ zorundalar (güçlerini toparlamaları için zamana ihtiyaçları var) ama oradaki “yeni“ yönetim modelinin fiilen değişmesi gerekiyor. Neden? Düşman boş bulduğu alanı işgal etmesin diye; yani Rusya, Çin ve hatta Avrupa Birliği (AB). Bundan kaynaklı uzaktan ve dolaylı bir şekilde bölgeyi kontrol altında tutabilmesi için yeni bir “yönetim“ modeli konumlandırılmalıdır: kontrollü kaos. Yani bugün bu duruma bakarsak ilk etapta IŞİD gözümüze batmaktadır. Ve bu görevi doldurmak için en iyi aday aşırı İslamcılar “küreselleşmenin kuduz köpekleri“ olmuştur. 2014 ortalarında “birden“ IŞİD ortaya çıkmış durumda ve hepimiz “şaşkın“ bir şekilde “Jeotasarımcıların“ senaryosunu izlemekteyiz. Bugün Orta Doğu’ya bakalım – kilit ülke Mısır – sözde kalan “Arap baharının“ sonucunda İslamcılar iktidarda. İki yıl içinde birkaç kez darbe yapılmıştır ve 2014 sonunda bugünlerde “Arap baharı” sonucunda tutuklanan Mısır’ın eski lideri H. Mübarek serbest bırakılmaktadır. Yani İslamcılara kaos dolu bir bölge teslim edildi. Çeşitli aktörlerin çıkarları doğrultusunda başlayan bu ayaklanma sonucunda Mübarek sokakta büyüyen baskı sonucunda istifaya zorlanmıştır. Mübarek 2011’de Mısır’da başlayan ayaklanma sonucunda istifa etmiştir. Jeostratejik aktörlerin birinci darbesi olarak nitelendirebilir. Bundan hemen sonra ordu hükümeti ele geçirmiştir. Geçici hükümetin başkanı Essaf Sharaf istifa eder ve onun yerine Kamal al Ganzuri hükümetin başına (ordu tarafından) getirilmiştir. Bu süreçte ordunun hala baskısı artmış ve Mübarek baskısından 'kurtarıcı' rolü oynamış ordu halk tarafından protesto edilmeye başlanmıştır. 2012 seçimleri yaklaşmaktadır ve Müslüman kardeşler yaklaşık % 50 oy toplar. 2012’de Şubat ayı ayaklanmasında 74 kişi futbol stadyumundaki olaylarda hayatını kaybeder ve katliamda polisin ve ordunun rolü azımsanmayacak kadar olduğu ortaya çıkar. Seçimlerden sonra siyasi ortam böylece daha fazla geriletilmiş olur. 2012 6.ayında cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılır ve bu seçimler yüksek anayasa mahkemesi tarafından geçersiz sayılır ve parlamento feshedilir böylece siyasi dengesizlik ayakta tutulur (siyasi darbe). 03.06.2013’de bir askeri darbe Mursi’ye karşı Mareşal Sisi tarafından gerçekleştirilmiştir (üçüncü darbe) vs vs. Yani gelişmelere bakılırsa çeşitli siyasi çıkarlar doğrultusunda hem ordu hem siyasi partiler birbirlerine engel olup “darbe“ yapar.
Ama Anglosaksonlar bu projede iki ülkede duraklamak zorunda kaldı- Libya ve Suriye. Bu iki ülkede aşırı İslamcılar güçlü değildir. Libya, NATO saldırganlığı sonucunda yerle bir edilmiş, Suriye bugün İngiliz ve Amerikalıların kontrolü altında olan “uluslararası terörizmin“ saldırısı altındadır. Suriye’de veya Libya’da şu an IŞİD terörü güçlüdür evet. Ama esas gücün halkın iradesini alarak siyasi anlamda sağlanışıdır? Hayır! Burada güç sayı oranında değil sadece toplumda kök salmış ve iradesini almış siyasi güç kast edilmek isteniyor.
Suriye’nin ‘gerçek’ dostları
Medya üzerinden: “Suriye’de halk Esad’a karşı ayaklandı. Suriye halkı Esad’ı yok edecek“ Arap baharının anımsatan slogan tarzı manşetler yer almaktadır. Emperyalizmin propagandası her zaman böyle çelişmiştir: Yanlış bilgi üzerine genel nabzı ölçen ve sempatisini kazanan ajitasyon. Böylesi bir propagandanın sadece ve sadece askeri anlamda bilgi ve psikolojik savaştır. Suriye’deki “devrimciler“ veya “isyan eden halk“ elinde Anti-tank silahları, gece dürbünleri, keskin nişancı silahları ve daha birçok yüksek teolojiye sahip olan silahları elinde bulunduruyor – ve çoğu zaman bunların hepsinin Türkiye, Alman ve ABD yapımı olduğunun da yazılı ve görsel basın aracılığıyla öğrenmiş bulunmaktayız. Bu kadar büyük bir antipropaganda kampanyasını ve böylesi bir ağır teknolojiyle donanmış bir silahlandırmış isyan eden “sivil halk“ hayata geçirip kullanabilir mi? Bu bilgiye ve kapasiteye sahip olabilir mi? Sivil halk böylesi bir şekilde ve kısa zamanda askeri anlamda örgütlenmiş olabilir mi? Şunu görmekteyiz ki; Esad rejimine karsı aşırı bir şekilde örgütlü, askeri anlamda eğitimli ve bilgiye sahip olan bir güç savaşmaktadır. Öylesi bir eğitim, bilgi ve donanıma sahip ki Esad ordusunu bile ince detayına kadar planlanmış saldırılarla yıpratabiliyor ve bundan ziyade artık taktiksel saldırıya geçmiş durumdadır. Suriye’deki sözde isyan eden halkı, savaşan akımı incelersek su verileri gözlemleyebiliriz: yaklaşık 25-30 bini aşkın, askeri anlamda son derece eğitimli Libya, Tunus, Afganistan, Çeçenistan vs. kökenli olan paralı askerler savaşmaktadır. Bu paralı askerleri kendi çıkarları için Suriye’ye yönlendiren batı emperyalizmi ve Sünni monarşileri içinde büyük bir soruna dönüşmektedir. Bu canilerin bir nevi oyalanması gerekiliyor. Yoksa kendi yaktıkları ateşte kendi ellerini yakacaklar. Kuduz köpek kendi sahibini ısırabilir. Suriye’de IŞİD batı emperyalizminin dolaylı ve Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın açık desteğiyle doğu emperyalizmine karşı ABD’nin çıkarları için savaşmaktadır!
Uluslararası terörizm; ABD’nin kendi çıkarları için yarattığı bir silahtır
Profesyonel paralı askerler hariç uluslararası aşırı İslamcı gruplar ve tutucu Suriyeli aşiretler de Suriye’de Esad rejimine karşı savaşmaktadır. Katliamlar gerçekleştirilip batılı medya sayesinde veya AKP gibi emperyalizmin uşakları tarafından Esad’a mal edilmektedir. Tam burada şunu belirtelim; Esad rejimi altında da binlerce insan katledilmiş ve işkenceye maruz kalmıştır. Burada Esad’ı ilerici ve alternatif olarak gösterme çabası yoktur. Sadece emperyalistlerin Suriye üzerinde stratejik hedeflerine ulaşmak için planladıkları oyunları, bariz bir şekilde göstermek için belirli örnekler verilmektedir.
Suriye’deki güncel durum bu gerçekliği ortaya koymaktadır: Uluslararası terörizm; ABD’nin kendi çıkarları için yarattığı bir silahtır. Libya’da El Kaide batılı güçlerin emrini yerine getirdi ve Kaddafi’yi deviren ana güçlerden birisiydi. Abd al-Hakim Belhadsch tarafından aşırı İslamcı gruplar Suriye’ye sızdırıldı. Libya’daki iç savaşta isyancılar, Abd al-Hakim Belhadsch komutası altındaydı ve kendisi eskiden Usame Bin Ladin gibi Sovyetlere karşı mücahid olarak savaşmıştır (4). Kendisi Trablus’ta en iyi bağlantıları olan ve Libya ordusunun başında olan bir numaradır (5). El Kaide ABD için çok yönlü ve kullanışlı bir enstrümandır. İsterseniz ikiz kulelere yapılan saldırıyı Usame Bin Ladin’e yani El Kaide’ye mal edebilirsiniz ya da işinize gelirse coşkulu bir şekilde el ele Kaddafi veya Suriye’de Esad’a karşı beraber mücadele edebilirsiniz. Bugün el Kaide yine iyi bir örgüt oldu... Boşu boşuna “Özgür Suriye Ordusu’na“ devrimci ve demokrasi için mücadele eden isyancı tanımı yapılmamaktadır. Dün şeytan-bugün melek.
Suriye’deki savaşın gerçek içeriği şudur: Anglosakson sermayesi, görünüşte Esad rejimine esasta ise Rus-Çin emperyalizmine karşı savaşmaktadır. Aynı zamanda Kobanê ve Rojava’ya düzenlenen saldırı (şu an) alternatif bir toplumsal modeline karşı başlatılan bir saldırıdır. Yani kapitalist düzenin toplumsal modeli kendi varlığını ve meşrutiyetini tehdit eden özgür, demokratik ve ilerici olan demokratik konfederalizme karşı bir mücadeledir. Kobanê ve Rojava’daki savaşı IŞİD ve Kürt çatışması olarak nitelendiren savaşta, çoğu kimse arka plandaki siyasi hedefleri ve aktörleri görememiş ve asıl durumu anlamamıştır.
Anglosakson sermayesi kendi yarattığı uluslararası terörizmi silah olarak kullanıp Orta Doğu’yu kontrollü bir kaosa sürüklemektedir. Bu emperyalistlerin paralı katliamcıları Guatemala’da John Negroponten’in (6) ölüm ve işkence saçan gizli ordusu gibi hareket ederek aynı hedeflere ulaşmak istemektedir.
Bugünkü Suriye’nin sözde “arkadaşları“ (aynı zamanda Yugoslavya (1991 Almanya başta olma üzere emperyalistler Yugoslavya’yı bölmüştür. Jeopolitik anlamda Irak, Libya ve Suriye’yle aynı jeopolitik ve jeostratejik oyunlar oynanmıştır.), Irak ve Libya’nın eski “arkadaşları“) yani ABD, AB, İngiltere, NATO, Rusya, Çin yani emperyalizmin kendisi uluslararası terörizmin ta kendisidir. 1991 Almanya başta olmak üzere emperyalistler Yugoslavya’yı bölmüştür. Jeopolitik anlamda Irak, Libya ve Suriye’yle aynı jeopolitik ve jeostratejik oyunlar oynanmıştır. Batıda bile bazı siyasi uzmanlar G.W. Bush`un Irak’a saldırısını Hitlerin Polonya’ya karşı düzenlediği saldırıyla ayni görmektedir. Asıl soru şu olması gerek: Suriye olası bir bölgesel ve hatta dünya savaşının patlak vermesinin son durağı mı? Er veya geç emperyalist blokların bu pazar kavgası Orta Doğu’da paylaşım savaşına evrilecek.
Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nasıl açık açık IŞİD’i destekliyorsa ABD ve AB açık açık Suriye yetkilileri ve hükümet temsilcilerine karşı gerçekleştirilen saldırıları meşru olarak görüyor. 2012’de aşırı İslamcıların bir bombalı saldırı sonucunda Daud Radschha (eski Suriye savunma başkanı (7) ) ve başka Suriye hükümet temsilcileri öldürülmüştür. ABD bu durumu “meşru“ diyerek savunmuştur. Birkaç senedir deviremedikleri Esad’ı şimdi hem IŞİD’le hem de ona yakın duran siyasi ve hükümet temsilcilerini öldürerek ve Erdoğan/AKP’sini öne sürerek yok etmeye çalışıyorlar. Başarabilecekler mi bilemeyiz. Ama şu bir gerçektir Kaddafi’nin açıkça tüm dünya kamuoyunun gözü önünde linç edilmesi şu mesajı vermektedir: Karşımızda duran fiziksel olarak imha edilecektir. İnsan ancak bu kadar ahlaki dejenere olabilir ve suikast / katliamlarla kendi meşrutiyetini cahil tuttuğu topluma kabul ettirebilir. Batılı emperyalistlerin bu davranışı genel olarak emperyalizmin gerçek yüzünü bariz bir şekilde göstermektedir. Emperyalizmin gerçek yüzünü ve karakterini ise bugün IŞİD bariz bir şekilde göstermektedir.
Hitler faşizmini yaşamış bir Almanya, gözünü kırpmadan Ukrayna’da Hitlerin posterleriyle sokağa çıkan Ukraynalı faşistleri iktidara getirip, Hitler selamını veren faşistlerin yanında duran Alman dışişleri bakanının resmini yayınlayıp “Ukrayna’da demokrasi yendi“ diye yorum yapmaktadır. Pazar savaşı ve daha fazla kar elde etme hırsı etik ve ahlak denilen ve insanı insan yapan değerleri yok edip “benim aç olmam senin suçlu olmanı kanıtlar“ düşünce sistematiğine dönüştürmüş. Eski Amerikan yanlısı Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy bunu açık açık söylemiştir. Suriye’de yaşayan Hristiyanlara karşı savurduğu tehditti hepimiz hatırlarız: “Esad’ı destekledikleri müddetçe saldırılara maruz kalabilirler“. Gerçi esas katliamlar kısa bir dönemde başlayacaktır belki bir kara hareketi bile söz konusu olabilir.
Kaynaklar:
*http://www.handelsblatt.com/politik/international/asien-pazifik-raum-china-besorgt-ueber-neue-us-militaerstrategie/6712966.html
**http://turkish.china.com/home/comment/1441/20141022/190059.html
1-http://deutsche-wirtschafts-nachrichten.de/2013/07/08/waehrungskrieg-china-greift-euro-und-dollar-an/
2-http://deutsche-wirtschafts-nachrichten.de/2014/08/18/chinas-heimliche-strategie-zur-abloesung-des-dollar-als-welt-waehrung/
3-http://www.zeit.de/news/2012-01/05/verteidigung-usa-ueberholen-militaerstrategie-kleiner-und-flexibler-05194003
4-http://de.wikipedia.org/wiki/Abd_al-Hakim_Balhadsch
5-http://www.bbc.com/news/world-africa-14786753
6-http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Negroponte
7-http://www.faz.net/aktuell/politik/ausland/verteidigungsminister-getoetet-anschlag-auf-die-syrische-fuehrung-11824066.html

Kommentare
Kommentar veröffentlichen